Toprak yapısı ilişkili vitamin, mineraller ve fitokimyasallar

Toprak Yapısının Değişimi Kaynaklı Multivitamin, Mineral ve Fitokimyasal Gereksinimi

Daha önceki yazılarımızda vitaminlerin, minerallerin ve fitokimyasalların insan evriminin yapıtaşlarından biri olduğu ve bedendeki kilit birçok fonksiyonun onların varlığında üretilebilen enzimler ve hormonlar ile sürdürüldüğünden bahsetmiştik. Aslında gerçek odur ki; vitamin, mineral ve fitokimyasallar olmazsa insan bedeni diye bir şey olmaz. B vitaminlerinin, Ko enzim Q10’ nun eksikliğinde krebs döngüsü sekteye uğrar ve enerji üretilemez, magnezyum yokluğunda yağlar mitakondri içerisine yeterli hızda alınamaz ve yağ asitleri enerji amaçlı parçalanamaz, B vitamini ve selenyum eksikliğinde DNA replikasyonu sekteye uğrar ve yeni doku yapım kapasitesi geriler, krom minerali eksikliğinde insülin hormonunun fonksiyonu düzenlenemez, vb., milyonlarca reaksiyon sekteye uğrar. Daha genel bir tanımlama ile 1 saniye içerisinde insan bedeninde gerçekleşen yaklaşık 1.000.000.000 reaksiyon vitamin, mineral ve fitokimyasalların eksikliğinde gerçekleşemez.

İnsanoğlu yaklaşık 600.000 yıl boyunca bulduğu, topladığı ve rast geldiği bitkiler, bitki kökleri ve meyveler yolu ile vitamin ve mineralden son derece zengin bir beslenme sürdürdü. Açık ve koyu yeşil bitkiler, kırmızı, mor, mavi, sarı, yeşil ve turuncu meyveler ile sarı, beyaz, yeşil, kırmızı, turuncu, siyah, kahverengi sebzeler yoluyla GELİŞİMİNİN YAPI TAŞLARINDAN BİRİ OLAN FİTOKİMYASALLARDAN ZENGİN bir besin düzenine sahip oldu.

Günümüzde iklim şartlarının değişmesi, yağmurlanma günlerinin ve güneşlenme günlerinin oranlarının değişmesi, toplam bağıl nem oranındaki farklılaşma, toprağın havadaki karbon’ u absorbe ederek normalden daha asitli hale gelmesi, salma sulama sistemine bağlı olarak toprağın yüzeyindeki faydalı katmanların erezyon ile kaybedilmesi, yeterli yağmurlanma olmadığı için artezyen ya da kuyu suyu ile toprağın yüzeyinin daha kireçli hale getirilmesi ve bunlara eklenebilecek daha onlarca faktör yüzünden toprak yapısı önemli ölçüde değişti. Dahası normal şartlarda o toprakta (ana vatan) yetişmesi mümkün olmayan besinler seracılık yöntemi ile hemen hemen tüm Dünyada yetiştirilmeye başlandı. Bunların tümü o toprak üzerinde yetişen bitkinin içeriğindeki vitamin, mineral ve fitokimyasal oranlarını değiştirdi.

Artık hiçbir sebze ve meyve ata soy guruplarındaki kadar vitamin ve mineral içermemekte. Peki böyle olduğunda biz sebze ve meyve tüketmemeli miyiz gibi bir soru oluşmakta. Elbette tüketmeliyiz. Her şeyden öte o bitkinin rengini veren kimyasalların (fitobesin/fitokimyasal) öyle ya da böyle hala az da olsa varlığı sürdüğü için tüketmeliyiz. Diğer taraftan sahip oldukları lif ve azalmış olsa da, içerdikleri vitamin ve mineraller açısından beslenme düzenimizden eksik etmemeliyiz.

Tüm bunların sonucu olarak sebze ve meyveleri beslenme zincirimizin, et ve sağlıklı yağlar ile birlikte en başına yerleştirmeli ancak bozulmuş toprak yapısı sebebiyle oluşması muhtemel olan vitamin, mineral ve fitokimyasal eksikliğine karşı dışarıdan ek DESTEK almalıyız.

önceki yazı

EMS Egzersizlerine İlişkin Sıkça Sorulan Sorular

sonraki yazı

Suni Gübreleme Kaynaklı Multivitamin, Mineral ve fitokimyasal Kullanım Gerekliliği

yazar

Dr. Bülent Kayıtken

Dr. Bülent Kayıtken